Destek Olmak İçin Reklamlara Tıklayınız...

1 Aralık 2009 Salı

Sakarya Turkusu Siir Tahlili – Siir Incelemesi


SAKARYA TÜRKÜSÜ
Salih Battalbaş – KTÜ Türkçe Öğretmenliği Şiir Şöleni


İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya…
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.
Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.
Her şey akar: Su, tarih, yıldız, insan ve fikir…
Oluklar çis: Birinden nur akar, birinden kir.
Akışta demetlenmiş, büyük küçük kâinat…
Su çıkan buluta bak, bu inen suya inat!
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor, ne?
Kursundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine.
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
Eyvah, eyvah, Sakarya'm, sana mı düştü bu yük?
Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük! ..
Ne ağır imtihandır basındaki, Sakarya!
Bin bir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?
İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal;
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal.
Yalnız acı bir lokma, zehirle pismiş astan;
Ve ayrılık, anadan, vatandan, arkadaştan;
Simdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu an;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!
Hani, Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani, ardına çil çil kubbeler serpen ordu?
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna?;
Giden sanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!
Bütün bunlar sendedir, bu giriş bilmeceler…
Sakarya, kandillere katran döktü geceler!
Vicdan azabına es, kayna kayna Sakarya…
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su…
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
Kafdağı’nı assalar, belki çeker de bir kil!
Bu ifritten sualin, kilini çekmez akil!
Sakarya, saf çocuğu, masum Anadolu'nun…
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!
Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!
Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!
Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, son Peygamber kılavuz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya…
Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! ..

SİİRİN TAHLİLİ
Şiirin yazılış tarihi ve vesilesi: Necip Fazıl, “Sakarya Türküsü”nü 1949 yılında trenle bir Ankara dönüsü, bozkırlar arasından yol boyunca kıvrıla kıvrıla akısını seyrettiği Sakarya nehrinin verdiği ilhamla yazmış.

Şiirin Konusu: Şiirde bireysel ıstıraplar yerine toplum sorunları ön plandadır. Sosyal bir ülkü dillendirilir. Şiirin konusu, Türk milletinin 1949 yılındaki durumudur.
Bir aksiyon ve dava adamı olarak Necip Fazıl’ın cemiyet şiirlerinin başlıcalarından biri “Sakarya Türküsü-1949” (Çile, s.312) dür. O, bu şiirinde geleceği kuracak olan neslin dava çilesini Sakarya nehri temsilciğinde, onunla özdeşleştirerek veriyor.
Necip Fazıl, Anadolu Oğuz Türklerinin tarihini, hâlini, geleceğini değişik çağrışımlarla özetliyor. Taliplisi olduğu geleceği kurma mücadelesi kolay değildir.
Benimse âlin yazım, yokuşlarda susamak.
Yorulmadan, zahmet, çile çekmeden, büyük bir mücadele vermeden bu davayı kazanmak mümkün değildir. Şiirde ayni zamanda bir tarih felsefesi ve yorumu yapılır.
Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çis; birinden nur akar, birinden kir.
Burada ilk insandan bu yana devam edip gelen iyi– kötü mücadelesine değiniliyor. İyi ve kötü, doğru ve yanlış hep yan yana birlikte birbirleriyle mücadele ede ede gelmektedir. Bu mücadele de dünya var oldukça sürecektir. Dolayısıyla bu mücadelenin dışında kalmak mümkün değildir. Mücadelenin gereği olan neyse o yapılacaktır.
Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kursundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;
Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
Nehrin yokuşa doğru akma mücadelesi, olmazları oldurma inadı ve azmidir. Necip Fazıl, şiirinde etkiyi ve vurguyu genellikle paradoksal bir yapı içinde ortaya koyar. Burada da o var. Nehir aşağı doğru akar, yokuşa doğru akmaz. Ama Sakarya; ki Sakarya’nın temsilciliğinde Türk milleti, tarih boyunca hep sırtına kursundan ağır yükler yüklenerek büyük isler başarmıştır. Hep imkânsız görünene talip olmuştur. Azim ve kararlılıkla her isin üstesinden gelmiştir.
Türk milletinin tarihî gidişatı ve seyri hep bu yöndedir. Maddeye karsı mana önceliği. Kafasını hiçbir zaman pozitivist mantığa göre kurgulamamıştır. Görünen sebeplere göre sonucu hesaplamamıştır. Dolayısıyla determinizme esir olmadığı için hep hür kalmıştır. Malazgirt Savaşında büyük komutan Alparslan, 250.000 kişilik en modern silâhlara sahip Bizans ordusuna karsı 50.000 kişiyle bir şey yapılamaz; bu sebeplerden zafer gibi bir sonuç çıkmaz, diye düşünseydi bugün buralarda; Anadolu'da, Türkiye'de olmazdık. Öyle “düşünmedi”. “İnandı” ve basardı. Tarihte birçok örnek var buna. Necip Fazıl’ın yukarıdaki mısralarda verdiği son örnek de Millî Mücadeledir.
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.
Mısralarıyla Millî Mücadelenin destansı boyutuna değiniyor. 1912 Balkan savaşları, 1914 Birinci Dünya Savası, 1919 Millî Mücadele süreci içinde tas üstünde tas, omuz üstünde bas kalmamıştı. İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan ülkeyi fiilen işgal etmiş, en modern silâhlarla boğazımıza dayanmış bir hâlde, her şeyin bittiği sanıldığı bir anda necip Türk milleti, ruhunda barındırdığı tam bağımsız ve bağlantısız, hür yasama isteğiyle son bir Kuvâ-yi Milliye hamlesiyle ayağa kalktı, şanlı bir direnişle ülkesini emperyalist batili işgalcilerden temizledi.
Burada da Necip Fazıl’ın dediği gibi görünen sebeplere itibar etmeyiş ve yalnızca Allah'a dayanma inancı belirleyici olmuştur. O şartlarda görünen sebeplere göre direniş ortaya koymak delilik, çılgınlık olarak görülebilirdi. Nitekim mutlak iman teslimiyeti yerine pozitivist mantığın kıskacında sıkışmış kişiler, basta Atatürk olmak üzere Kuvâ-yi Milliyecilere maceracı, serüvenci, çılgın diyorlardı.
Ama Necip Fazıl’ın deyimiyle Allah isterse sular büklüm büklüm burulur, yani en olmayacak şeyler olur, imkânsız mümkün hâle gelir. Burada Kuran’da geçen “Allah ol! der, olur” ifadesinin bir açılımı var. Pozitivizm, determinizmi esas alır. Yani görünen fiziksel sebepler ne ise sonuç da ona göre ortaya çıkar. İslâm inancında inancında ise sebepler ne olursa olsun Allah’ın dediği olur. Buna göre görünüşte hiç olmayacak gibi görünen şeyler de Allah isterse hemen oluverir. Bu bağlamda Türk milleti, Sakarya’nın yani Anadolu'nun sırtına kendi mührünü vurur, bu topraklar üstünde millî hâkimiyetini sağlar.
Türk milleti, mukaddes yükün hamalıdır. Fakat bu hamallık, Allah rızası için, karşılık beklemeden, tam bir fedakârlık ve feragat içinde yapılan bir hamallıktır. Bu çalışma ve fedakârlığın sonunda rütbe ve mal gibi maddî bir ücret yoktur.
Sair, hâle ve maziye birlikte bakıyor. Hâlin kötü durumuyla mazinin parlak durumu arasında mukayese imkânı veriyor. Tarihin derinliklerine gömülmüş, Kehkeşanlara kaçmış eski güneşler, tarihî Türk büyükleridir. Anadolu'nun manevî mimarlarından Yunus Emre, tozu dumana katan akıncı orduları; yani Necip Fazıl’ın anlayışıyla mana ve madde kahramanları. Bu arada coğrafî anlamda yine büyük Osmanlı hinterlandını üç nehrin simgeselliğinde veriyor: Sakarya, Nil ve Tuna. Sakarya, Anadolu'nun, Nil, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın, Tuna da Balkanların simgesidir. Buralar, Osmanlının hâkimiyet alanlarıdır. Sair, Türk-İslâm tarihinin ihtişamını ve bugün onlardan eser kalmayışını değişik unsurlarla hatırlatırken, hem bir hayıflanma içindedir hem de yeni bir hamle için zemin oluşturmaktadır. Bu, yeni nesle tarihsel anlamda öz güven oluşturma zeminidir. Büyük bir tarihi yapan milletin çocukları tarihî misyonuna uygun olarak yeniden büyük bir gelecek kurabilir.
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?
Sorusu ayni zamanda bir çağrıdır. şanlı akıncıların, Türk yiğitlerinin yeniden dirilerek, milletini içinde bulunduğu zillet hâlinden kurtarıp tekrar tarihin efendisi yapma isteği saklı burada. Bu zillet hâlini:
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!
Mısraı açıkça ortaya koyuyor. Bu gariplik ve paryalık hâli, milletin kendi ruhuna ve değerlerine uygun bir yönetim kademesinden yoksunluğu, millet ve yönetici tabakası arasındaki uyuşmazlığı, bürokrat / aydın kesiminin Türk milletinin ruh köküne ters tutumunu içeriyor.
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
“Bir hayata çattık” ifadesindeki hayat, millî ve manevî değerleri dışlayan, materyalist ve pozitivist; hatta totaliter baskıcı bir hayattır. Sair, Türk milletinin bu evsasa yöneticiler tarafından yönetilme durumuna düşürülmesine değiniyor. Bu hayat, bir başka hayata pusu kurmuştur. O bir başka hayat da Türk milletinin tarih boyunca sürdüregeldiği millî ve manevî değerlerle örülmüş yerli olan kendi hayatidir. Batıdan ithal edilmiş yabancı hayat biçimi, yerli hayat biçimini avlamak üzere pusu kurmuştur. Yerli hayati öldürerek yok edecektir.
Maddeci bir hayatin manacı bir hayati bastırması, sadece dünyayı esas alanların, hem dünya hem ahireti esas alanlar üzerinde baskı kurması meselesi üzerinde duruyor sair.
Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
mısraı bunu işaret ediyor. “Ölümlü yalan”, sadece dünya ile sinirli olan düşünme ve yasama biçimidir. Dünyadan öncesini ve sonrasını yok sayan yaklaşım biçimi. Bir başka ifadeyle din dışı bir hayat kurgusuna sahip olanların dünya görüsü. Bu, ölümlü bir yalandır; fanidir, geçicidir, hakikat ve doğru değildir. Fakat sair:
Siz hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?
diyerek ölümlü yalan sahiplerinin ebediyyen ölüme mahkûm olduklarini, dirilme imkânlarinin kalmadigini söylüyor. Sadece dünyaya, maddeye, tensel hazlara, biyolojik gereksinmelerine bagimli bir hayat sürenleri, “hayat süren lesler” olarak tanimliyor ve bunlarin hayatlarini da hayat olarak görmüyor. Bunlarin ebediyyen dirilemeyeceklerini belirtiyor.
Necip Fazıl, şanlı tarih ile sefil hâl arasinda gidip gelerek, degerlendirmeler ve mukayeseler yaparak yeni Oğuz nesline yeniden dirilis çagrisi yapiyor:
Yol onun, varlik onun, gerisi hep angarya;
Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya!
Siirin Düsünce Boyutu
Siir, düsünce bakimindan ideolojik bir siir. Belli bir siyasî ve sosyal, kültürel uygulama biçimini elestirirken bunun karsisinda kendi ideolojik yaklasimini sergiliyor. Ideolojik bir çatisma sergileniyor. O da seküler batici bir dünya görüsüne karsı Türk-Islâm dünya görüsünün öncelenmesidir.
Izlek: Türk milleti, tarih boyunca büyük çileler, zorluklar çekerek büyük isler başarmıştır. Içine düstügü olumsuz durumlardan yine imani, azmi ve büyük zorluklara karsı direnme gücüyle kurtulacaktir.
Duygu: Şiirde sosyal kurtulus ümidi duygusu telkin ediliyor.
Görüntü
1. Öznel / Resimsel Görüntü: Şiirde öznel / resimsel bir görüntü hâkim. Sair, Sakarya nehrinin akisini kendi izlenimlerine, duygu ve düsüncelerine göre tasvir ediyor. Sakarya nehrini teshis sanatiyla kisilestiriyor ve “Kursundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;” gibi mısralarda ona kendi izlenimlerini yüklüyor. Izledigi Sakarya nehrinin akisinda Türk milletinin tarihî, sosyal, kültürel ve sosyal durumunu görüyor. Ve Türk milletiyle nehir arsinda bir özdeslik kuruyor.
2. Soyut Görüntü:
a. Imgeler:
-“Benimse alin yazım, yokuşlarda susamak”: Türk milletinin hep zorluklarla mücadele durumunda olmasi.
-“Oluklar çis: Birinden nur akar, birinden kir”: Tarih boyunca doğru-yanlış, iyi-kötü, güzel-çirkin, hayir-ser, adalet-zulüm mücadelesinin birbirine paralel olarak sürekliligi.
-“Kursundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;”: Türk milletinin güç, kuvvet, sayi, varlik bakimindan oldukça zayif olmasina ragmen gücüyle ters orantili bir büyük dava ve sorumluluk yüklenmis olmasi.
-“Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?
Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,”: Allah'in istemesi hâlinde azim, irade ve imanin basaramayacagi bir isin bulunmamasi.
-“Binbir basli kartali nasil tasir kanarya?”: Güçsüz düsürülmüs Türk milletinin birçok çesit ve türde düsman, kötülük ve belâ tarafından kusatilmasi.
-“Hamallik ki, sonunda ne rütbe var, ne de mal,”: Karsiliksiz olarak fedakârca hizmet ve zahmetli mücadele.
-“Yalniz aci bir lokma, zehirle pismis astan;”: Büyük riskler, sikintilar, acilar barindiran kutsal mücadele süreci. Sair, buradaki “zehirle pismis as” ifadesini “Zehirle Pismis As”(Çile, s.30) adli iki misralik bir şiirinde de kullaniyor. O siir söyle:
“Zehirle pismis asi yemeye kimler gelir?
Dilsizce, yalniz Allah demeye kimler gelir?”
-“Kehkesanlara kaçmis eski günesleri an!”: Tarihte millet için büyük isler basarmis, önemli ve degerli kisilerin hatirlanmasiyla öz güven kazanma istegi.
-“Giden şanlı akinci, ne gün döner yurduna?”: Türk milletine tarihte çok parlak devirler yasatan Türk ordusunun yeniden millî sahlanista öncü rol üstlenmesi istegi.
-“Mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?”: Mimariye, güzel sanatlara Türk-Islâm ruhunun yansitilmasi özlemi.
-“Bir hayata çattik ki, hayata kurmus pusu.”: Içinde bulunulan, idrak edilen sosyal, siyasî, kültürel ortamin gerçek anlamda fitrî, insanî hayatin yasanmasina izin vermemesi.
-“Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;”: Pozitivist, materyalist, seküler bir yasama biçiminin topluma egemen olmasi ve millî ve manevî degerlerin toplum hayatindan çekilmesi.
-“Siz, hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?”: Bu dünyada dünyevî, maddî anlamda nefislerinin isterleri dogrultusunda yasayan ve millî-manevî degerlere düsmanca davranan insanlarin ahirette sonsuza dek azap içinde kalacaklari.
-“Akrebin kıskacında yogurmus bizi kader;”: Türk milletinin ruhunun, sahsiyetinin, kimlik ve kisiliginin zor sinavlardan geçe geçe olgunlasmasi.
Sair, “Mansur-1930” (Çile, s.299) şiirinde de bu imgeye yer veriyor:
“Tatliydi akrebin sana kiskaci,
Aciya acida buldun ilâci;
Diyordun, geldikçe üst üste aci:
Bir azap isterim bundan da beter.”
-“Yol onun, varlik onun, gerisi hep angarya;”: Gidilecek yol, tutulacak düsünce, yasam biçimi, inanis ve hayat tarzi, dünya, hayat ve varlik Allah'a aittir. O'nun tasarrufu altindadir. Mutlak hâkim ve sahip Allah'tir.
-“Yüz üstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..”: Çok savaslar, hakaretler, zulümler, sikintilar, zorluklar görmüs Türk milletinin derlenip toparlanip kendine gelmesi, millî ve manevî degerlerini rahatça yasayabilmesi, yeniden sahsiyetli, müreffeh, mutlu dönemine girmesi istegi.
b. Simgeler:
-Sakarya: Sakarya nehri, 824 km. uzunlugunda Kuzeybati Anadolu'nun en büyük nehridir. Türk tarihinin simgesidir. Şiirde Sakarya, kapali istiaredir. Sakarya Meydan Savası, Millî Mücadele sirasinda Türk kuvvetlerinin Yunan ordulariyla giristigi en önemli ve en uzun süreli çatismadir. Polatli civarinda 23 Agustos-13 Eylül 1921 tarihleri arasinda oldu. Sakarya, Türk milletinin ve Anadolu'nun simgesidir. Anadolu ve Türk milleti tarihinde büyük zaferler ve serefler sahibiydi, simdi (siirin yazildigi zamanlarda) ise zillet hâlinde, gerilemis, kötü bir duruma düsmüs hâldedir. Türk milleti, millî kimligini bulma ya da kaybetme imtihani vermektedir. Kültür ve medeniyet degisimi asamasinda kritik bir evrede bulunmaktadir.
-Sakarya, Nil, Tuna: “Nerde kardeslerin, cömert Nil, Yesil Tuna;”: Sakarya, Anadolu'nun, Nil: Orta Dogu ve Kuzey Afrika'nin, Tuna da Balkanlarin simgesidir. Dolayısıyla Anadolu, Ortadogu ve Balkanlar Osmanli hinterlandini temsil ediyor.
c. Ilkörnekler:
-Yunus Emre: Anadolu'nun millî manevî degerler etrafinda yogrulmasini ve millî birligi saglayan bir Türk bilgesi. Sanati, hikmeti, tasavvufu, sosyal ve siyasî öncülügü bünyesinde barindiran öncü bir ata.
-Akinci: Yunus Emre, Türk milletinin manevî gücünü temsil ediyorsa akincinin temsilciliğinde Türk ordusu da maddî gücü temsil etmektedir. Yunus Emre Türk milletinin manasinin, akinci da maddesinin koruyucusu.
Metinlerarasi Iliskiler:
1. Içerik Aktarimi:
-“Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,”: Burada su âyetin içerigi aktarilmistir: “O'nun emri bir seyi irade buyurdugu vakit, ol der o da olur.” (Yasin, 79).
-“Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!..”: Bir hadis-i serise söyle der: “Surasi muhakkak ki Islâm garip basladi tekrar gariplige dönecek. Gariplere ne mutlu.”1
1. Içerik örtüsmesi:
Necip Fazıl’ın:
“Kafdagi'ni assalar, belki çeker de bir kil!
Bu ifritten suâlin, kilini çekmez akil!”
beyti, Ziya Pasa'nin Terkib-i Bendinde geçen su:
“Idrâk-i meâlî bu küçük akla gerekmez
Zira bu terâzû o kadar sikleti çekmez”
beyti arasinda hem içerik hem üslûp örtüsmesi görülmektedir.
2. Kurgu ve Üslûp örtüsmesi: Bu siir, üslûp bakimindan Mehmet Âkif'in “Bülbül” siiriyle benzer özellikler göstermektedir. Mehmet Âkif, “Bülbül” siirini 1921 yilinda topraklarimizi Yunanlilarin istilâ ettigi bir sirada yazmis, kutsal vatan topraklarimizin, millî ve manevî degerlerimizin düsman çizmeleri altinda ezilisinden duydugu iztirabi bülbüle hitap ederek bir bakima onunla dertleserek dile getirmisti. Necip Fazıl da “Sakarya Türküsü” şiirinde millî ve manevî degerlerin yabancı bir düsman tarafından degil ama bazi yöneticiler tarafından çignenmesi karsisinda duydugu üzüntüyü Sakarya nehrine seslenerek; onunla dertleserek dile getiriyor. Her iki sair de sosyal ve siyasî yapinin kötülügünden kaynaklanan sikintilarini kus ve su gibi iki tabiat unsuruna seslenerek; onlarla dertlerini paylasarak söylesiyorlar. Siir kurgusunda ve üslûbunda böyle bir benzerlikleri var.
Burada üslûp ve içerik bakimindan benzerlik kurulabilecek bazi misralari altalta veriyoruz. Önce “Bülbül”2 siirinden, sonra da “Sakarya Türküsü” siirinden örnek misralar verilecektir:
“Bugün bir hânümânsiz serseriyim öz diyârimda!” (Bülbül)
“Öz yurdunda garipsin, öz vataninda parya!” (Sakarya Türküsü)
“Ne husrandir ki: Sark'in ben vefasiz, kansiz evlâdi,” (Bülbül)
“Sakarya, saf çocugu, masum Anadolu'nun,” (Sakarya Türküsü)
“Ne zillettir ki: Nâkûs inlesin beyninde Osman'in;
Ezan sussun, fezalardan silinsin yâdi Mevlâ'nin!” (Bülbül)
“mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayi: Allah bir!” (Sakarya Türküsü)
Kurgu ve üslûp örtüsmesi iliskisini Fuzulî'nin “Su Kasidesi”yle de kurmak mümkündür. Her iki sair de “su” istiaresini kullaniyor. Necip Fazıl siirini yazarken hem Fuzûlî'nin bu kasidesinden hem de Mehmet Âkif'in “Bülbül” siirinden büyük oranda etkilenmis. “Sakarya Türküsü”nün ilk bendinde Fuzûlî'nin su beytinin kurgu ve üslûp etkisi çok barizdir:
“Hâk-i pâyine yetem dir ömrlerdir muttasil
Basini dastan dasa urup gezer avare su”3
Sakarya Türküsü'nün “Mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?” misrainda Yahya Kemal'in “Süleymaniye'de Bayram Sabahi” ve “Bir Tepeden” siirlerinin kurgu ve üslûp yansimalari görülmektedir. Karsilastirma yapilabilmesi için örnek olarak su misralari verelim:
“Tasi yenmis nice bin isçisi, mimariyle.”4
“Tarihini aksettirebilsin diye çehren,
Kaç fatihin altin kani mermerle karismis.”5
SEKIL
Nazim sekli: Adi “türkü” olmasina ragmen bu siir, türkü nazim biçiminde yazilmamistir. Türkü ezgisine sahip degil. Bir bakima destan siiridir. Halkin sözlü geleneginde yillar boyu söylene söylene, islene islene belli bir kivama gelen, düzenleyeni bilinmeyen, değişik yer ve zamanlarda bazi degisikliklere ugrayarak varligini sürdüren ve bir ezgi esliginde kosulmus olarak söylenen siirlere “türkü” denir. “Sakarya Türküsü” siirinin adinda türkü olmasina ragmen bu, bilinen anlamiyla bir halk edebiyati türü olan türkü özelliklerini tasimamaktadir. Sair, bu siiri, halk kitleleri tarafından coskulu, ezgili, heyecanli, epik bir üslûpla söylensin, halka mâl olsun diye böyle bir ad vermis olabilir. Kitlesel bir coskuya dönüstürme isteginden dolayi bu adi kullanmistir.
Siir, misralarinin kümelenisi bakimindan üç bendlik bir terkib-i bend nazim sekline sahip. Ancak nazmin sabit sekillerinden olan klasik terkib-i bende her yönden uymaz. Klasik terkib-i bendde her bend, ayni sayida beyitten olusur. Bu siirde ise Ilk bend, dokuz, 2. ve 3. bendler de sekizer beytten olusmaktadir. Terkibhanelerin vasita beytleri birbirinden farkli. Klasik terkib-i bend gazel kafiye sistemine sahiptir. Bu siirde ise bütün beyitler, Yeni Mesnevî ya da Esleme kafiye sistemine göre kendi aralarinda kafiyelenmistir. Ayrica klasik terkib-i bend aruz vezniyle yazilir. Bu siir ise hece vezniyle yazilmistir.
DIL VE ÜSLÛP
A. Dil
1. Dil Sapmalari: Şiirde dil sapmalari görülmemektedir. Sair, Türkçeyi çok güzel, etkili, canli ve basarili bir sekilde kullaniyor. O âdeta bir dil virtüözüdür.
2. Konusma Dili:
-Deyimler: “alin yazisi”, ”yokuşu sökmek”, “kandillere katran dökmek”, “yüz üstü sürünmek”
-Kalip ifadeler: “böyle gelmis böyle gider”
3. Cümle: Sair, hemen hemen her misrai müstakil bir cümle olarak kurgulamis. Iki veya daha fazla misrada tamamlanan cümle yapilarina pek yer vermemis.
B. Üslûp
-Hitabet Üslûbu: Şiirde hitabet üslûbu egemen. Şiirde, kitleleri millî dava için, Türk milletinin tarihî, kültürel, siyasî durumu konusunda okuyuculari heyecana getirmek için hitabet üslûbuna yer verilmis. Bir dava siiri olduğu için hitabet üslûbuna yer vermesi olagandir. Özellikle vasita beyitleri hitabete dayali heyecani kademe kademe yükseltmekte, son misra ise zirveye tasimaktadir.
-Sasirtma Üslûbu: Ayrica sasirtma üslûbuna da yer veriliyor. Bunu saglamak için de soru sorma ve karsitlik yöntemlerini kullaniyor.
a. Soru sorma: Örnek misralar:
”Hani ardina çil çil kubbeler serpen ordu?”
”Giden şanlı akinci, ne gün döner yurduna?”
“Mermerlerin nabzinda hâlâ çarpar mi tekbir?”
“Siz hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?”
b. Karsitlik: Örnek misralar:
-Görüntü Karsitligi: Inis ve çikis:
“Su iner yokuslardan hep basamak basamak;
Benimse alin yazım, yokuşlarda susamak.”
“Su çikan buluta bak, bu inen suya inat!”
-Yerde sürünmek-Ayakta yürümek: “Yüz üstü çok süründün ayağa kalk Sakarya!”
-Kavram Karsitligi: Iman-küfür, iyilik-kötülük, adalet-zulüm gibi degerler karsitligi:
“Oluklar çis: Birinden nur akar, birinden kir”
“Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;”
-Gerçeklik Karsitligi:
-Köpügün kursunu tasiyamayacagi: “Kursundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine”
-Kanaryanin kartali tasiyamayacagi: “Binbir basli kartali nasil tasir kanarya?”
-Hayatin kendi kendisiyle çelismesi: “Bir hayata çattik ki hayata kurmus pusu”
-Yasanti Karsitligi: “Siz hayat süren lesler, sizi kim diriltecek?”
AHENK
Sair, siirde ahengi saglamak için su uygulamalarda bulunuyor:.
1. Ses Tekrarlari:
a. Ünsüz Ahengi: Bilinçli ya da bilinçsiz olarak bazi harflerin siklikla tekrari göze çarpiyor. Siirin ilk üç misrainda 7 kez “s” ünsüzünün tekrariyla Sakarya nehrinin kivrim kivrim akisi arasinda resimsel (görüntüsel) bir paralellik kurulabilir. Ayni sekilde 8 ve 12. misralar arasinda “s” ünsüzü 7 kez tekrarlanarak nehrin akisi esnasinda çikan ses yani su siriltisi yansitilmaktadir.
b. Kafiye: Şiirde kafiye uygulamasi oldukça basarili ve canli. Sair en çok zengin ve tunç kafiye kullanmakla kafiye konusunda ne kadar basarili oldugunu ortaya koyuyor. Siirdeki kafiye uygulamalarini söyle tasnif edebiliriz:
-Tam kafiye: ”burulur- vurulur”, ”gerçek-diriltecek”, ”astan - arkadastan”
-Tunç kafiye: “akar ya - Sakarya”, “fikir - kir”, “kâinat - inat”, “ne - gövdesine”, “yük - büyük”, “hamal - mal”, “geziyordu - ordu”, “Tekbir - bir”, ”su - pusu”, “kil - akil”.
-Zengin kafiye: “basamak - susamak”, “için - perçin”, ”Sakarya - kanarya”, “Tuna - yurduna”, “bilmeceler - geceler”, ”Sakarya - parya”, ”Anadolunun - yolunun”, ”hamurdaniz - çamurdaniz”, ”kader - gider”, ”havuz - kilavuz”, “angarya - Sakarya”.
-Cinasli kafiye: Tam cinas: ”ân - an”
2. Kelime Tekrarlari:
a. Misra Içi Kelime Tekrarlari: “yanda”, ”birinden”, “eyvah”, “kayna”, “öz”, “hayata”, “böyle”, “onun”.
b. Misralar Arasi Kelime Tekrari:
-Redif: “burulur – vurulur”, “astan – arkadastan”, “bilmeceler – geceler”, “Anadolunun – yolunun”, “hamurdaniz – çamurdaniz”.
-Misra Basi Tekrari: “Hani”
-Ikilemeler: ”kivrim kivrim”, “basamak basamak”, “büyük küçük”, “büklüm büklüm”, “çil çil”, “üç bes”.
3. Ifade Tekrari: “Bu dava”, “üç bes damla”
Ses Dalgalanmasi
a. Vezni: Siir 7+7 durakli 14'lü hece vezniyle yazilmistir.

kaynak: http://www.ktuturkceciler.tr.gg/

0 yorum:

Yorum Gönder

Bu gadget'ta bir hata oluştu
Bu gadget'ta bir hata oluştu
ahmet haşim şiir tahlili, ahmet haşim şiir tahlilleri, atilla ilhan şiir tahlili, mehmet akif ersoy şiir, mehmet kaplan şiir tahlilleri, mehmet kaplan şiir tahlilleri 1, mehmet kaplan şiir tahlilleri 2, muhsin yazıcıoğlu şiir, nazım hikmet şiir tahlilleri, necip fazıl kısakürek şiir tahlilleri, nurullah çetin şiir tahlilleri, o belde şiir tahlili, orhan veli şiir tahlili, orhan veli şiir tahlilleri, siir tahlili, siir tahlilleri, siirler, tevfik fikret şiir tahlili, tevfik fikret şiir tahlilleri, yahya kemal şiir tahlili, yahya kemal şiir tahlilleri, şiir, şiir açıklama, şiir açıklamaları, şiir açıklaması, şiir inceleme, şiir incelemesi, şiir nasıl tahlil edilir, şiir tahlil etme, şiir tahlil metodu, şiir tahlil planı, şiir tahlil yöntemi, şiir tahlil yöntemleri, şiir tahlil örnekleri, şiir tahlil örneği, şiir tahlili, şiir tahlili nedir, şiir tahlili örnekleri, şiir tahlili örneği, şiir tahlilleri, şiir tahlilleri örnekleri, şiir ve tahlili, şiiri, şiiri açıklaması, şiiri tahlili, şiirinin açıklaması, şiirinin tahlili,şiirler, şiirleri

İzleyiciler

site ekle
 

Şiir Tahlili Şiir Tahlilleri Şiir Incelemesi Mehmet Kaplan. Copyright 2008 All Rights Reserved Revolution Two Church theme by Brian Gardner Converted into Blogger Template by Bloganol dot com